Bir tahsilat ve danışmanlık ofisi olarak ilk amacımız iki ticari aktör arasında yaşanan ticari işlemlerdeki zorlukları hafifletmektir. Ödemeye dayalı soruların kökeninde çoğunlukla yanlış algılamalar ve yanlış anlamalar yatar. Bunlar nadiren dil karmaşası ya da sadece basit bir iş ahlakı uyuşmazlıklarından oluşan yanlış anlaşılmalar değildir. Bu yüzden esas olarak faaliyetlerimiz, başarının düzgün ve nezih bir iletişimden geçtiği varsayımına dayanmaktadır. Bundandır ki borçlu taraflara karşı tutumumuz alacaklı taraflara olduğu gibi üç prensibe dayanmaktadır.
Politeness (Naziklik): Açıkça fark edilebileceği gibi arabulucu olmamızın getirdiği ahlaki yükümlülüğümüz iletişimimizde nazik olmayı zorunlu kılsa da bunun yanısıra, biz kibar olmanın her hangi bir safhada tırmanabilecek gerginliğin engellemesinde izlenecek tek yol olduğuna inanıyoruz. Bu, ödeme yükümlülüğü olduğu varsayılan tarafın bizim taleplerimizi görmezden gelmesine sebep olacak bir bahaneye mahal vermesini engeller. Bunun yanı sıra belirtmeye gerek bile olmadan, kaba ve uygunsuz davranışlar tarafımızca sadece zayıflık ve otorite kaybı olarak algılandığınır.
Persistence (Süreklilik): Yukarıda belirtilenler, sadece sürekli çaba gösterildiği takdirde hep birlikte varlıklarını sürdürebilirler. Borçlu taraflar doğal olarak hatırlatmalara ve tahsilat aramalarına cevap vermede isteksiz olurlar ve çözüm tek günde sağlanamaz. Hayalkırıklığı ve rahatsızlık genelde insanların sıkıcı ve uzun tartışmalardan kaçınmalarına neden olur. Bu aynı zamanda alacaklılar için de geçerli olup, söz konusu davada daha fazla çözüm yolu göremeyip pes etmelerine sebep olur. Bu noktada, devamlı çabamızla borçlu tarafa hissettirdiğimiz yumuşak baskılarla birlikte çözüm yolu üretebilmek adına alacaklı tarafa sunduğumuz farklı öngörüler sayesinde tarafları uzlaşma zemini yaratmayı amaçlarız.
Profoundness (Derinlik): Her borç doyası, basit olarak ödenmemiş faturaya ya da borçlunun ödeme yükümlülüklerini yerine getirmemesine ya da tedatikçinin ödemesi yapılan ürünlerin nakliyesini yapmamasından kaynaklanmaz. Anlaşmazlık her zaman göründüğü gibi yüzeysel olmayabilir ve borcun ödenmesi için yapılan sürekli hatırlatmalar da her zaman söz konusu ödemelerin gerçekleşmesi için uygulanan en iyi yöntem olmayabilir. Bu gibi durumları anlayabilmek için daha geniş açıdan bakmamız gerekir. Borçlu taraf ödemeyi yapmakta istekli olmadığı için değil, bazen sadece ödeme için gerekli olan araçlarda sıkıntı yaşıyor olmasından ödemeyi gerçekleştiremiyor olabilir. Bu gibi durumlarda, borçlu taraf için nakit akışını sağlayacak alternatif yolları düşünme gibi tarafımızca farklı çıkış noktalarını sunmayı gerektiren çözüm yolları üretmek, bizi yaratıcı olmaya davet eder. Sofistike geri ödeme planlarını düşünür, akreditif üzerinden ticari ilşikileri yeniden kurar ve borçlu tarafın nakit akşını arttırmasına yardımcı olabilecek tahsilatlarını tarafımıza bildirmesini isteriz.









